Gelişmiş Arama
Ziyaret
9772
Güncellenme Tarihi: 2009/01/01
Soru Özeti
Halk ve Devlet arasındaki ilişki İslam'a göre nasıldır? Acaba İslam dini, devlet ve Devlet karşısında halkın hakkının olduğunu kabul etmekte midir?
Soru
Halk ve Devlet arasındaki ilişki İslam'a göre nasıldır? Acaba İslam dini, devlet ve Devlet karşısında halkın hakkının olduğunu kabul etmekte midir?
Kısa Cevap

İslam devletinde halk, devletin en önemli temellerinden biri niteliğindedir ve aşağıdaki durumlarda sorumluluk sahibidir:

1- İslami devlet sistemini seçmek.

2-  Direkt yahut dolaylı olarak İslam devletinin üst düzey sorumlularını seçmek.

3- İslami yöneticiye danışmanlık yapmak.

4- Seçmiş olduğu milletvekilleri vasıtasıyla İslami Şura Meclisin'de kanunların konulmasını sağlamak.

5- Yöneticilerin yapmış olduğu işler, sözler ve davranışları denetlemek.

Ayrıntılı Cevap

İslam dini ve Kuran-ı Kerim'in ayetlerine göre, halk devletin en önemli temel taşı niteliğindedir. Kuran'da şöyle buyrulmaktadır: "Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik."[1]

Buna göre İslam dini toplumda adalet sisteminin hâkim olması için bazı programlar belirlemiştir ve bunların uygulanmasını ise yöneticilerden ziyade halkın eliyle gerçekleşmesini istemektedir. İslamiyet'e göre halk ve devlet arasındaki ilişkiyi şu başlıklar altında toplaya biliriz:

1- İslami Devlet Sisteminin Halk Tarafından Seçilmesi.

Halk, İslam devletinin kurulmasını istemedikçe bu gerçekleşemez ve halkın desteğini almayan bir İslam devleti de hiçbir zaman gerektiği gibi çalışmalarını pratiğe dökmez. Dolayısıyla halk, İslami devleti kendi özgür iradesi ve bilinçli bir şekilde seçmiş ve devletten ilahi hükümleri uygulamasını istemiştir. Bunun en güzel örneği Hz. Ali'dir. İmam Ali (a.s) Allah tarafından Peygamber'den (s.a.a)  sonra, Resulullah'ın kurmuş olduğu İslam devletinin başı olarak seçilmişti ve halk istemediği, İmam'a (a.s) biat etmedikleri için İmam da hiçbir çalışmada bulunamamıştı. Halkın yıllar sonra imam Ali'ye (a.s) biat etmesiyle İmam, İslam devletinde icraatına başlamıştır. Bu hususta şöyle buyurmaktadır:

" Ama şunu da bilin ki andolsun tohumu yarana, insanı yaratana, bu topluluk, biat için toplanmasaydı, Allah'ın, zalimin doyup zulmetmemesi, mazlumun aç kalmaması hakkında bilginlerden aldığı ahd-ü peyman olmasaydı hilâfet devesinin yularını sırtına atardım; ümmetin sonuncusunu, ilkinin kâsesiyle suvarır giderdim. Siz de anlamışsınızdır ki şu dünyanızın değeri, bir dişi keçinin aksırığından da değersizdir bence."[2]

Hz. Ali'nin (a.s)  buyurmuş olduğu bu sözlerden anlaşılmaktadır ki; İslami devlet kurmak, toplumsal adaleti sağlamak ve mazlumların hakkını zalimlerden almak imamın görevlerinden biridir, fakat bu görevlerin gerçekleşmesi ise; halkın isteği, imama biati ve imamı başa geçirmelerine bağlıdır. Aksi takdirde halk istemediği için imamın böyle bir sorumluluğu bulunmamaktadır, bu durumda imam sadece halkın iradesi sonucu İslami devletin kurulması için halkı aydınlatmaya çalışır.

İmam Humeyni (r.a) halkın biati hakkında şöyle demektedir: "Müslümanların işlerini idare sorumluluğunu üstlenmek ve devlet teşkil etmek; anayasamızda da belirtildiği gibi halkın oyuna bağlıdır. İslamiyet'in ilk dönemlerinde buna Müslümanların velisine biat denilmekteydi."[3]

İslami devlet sisteminde başkan; yüce Allah'ın hüküm ve emirlerini uygulamakla yükümlüdür ve bu yalnızca biat ile anlam kazana bilir.

2-İslam Devletinin Sorumlularının Halk Tarafından Seçilmesi.

İslam devletinin başında bulunan sorumlular (rehber, cumhurbaşkanı, milletvekilleri vb.) halk tarafından seçilir, bu seçim bazen direkt ve bazen de dolaylı olarak gerçekleşir.

Halk; cumhurbaşkanı, uzmanlar heyeti, milletvekilleri, belediye ve köy şuralarını direkt olarak seçimlere katılarak kendisi seçer. Rehber ise halkın seçmiş olduğu Uzmanlar Heyeti tarafından seçilir, dolayısıyla burada da halk bir vasıta ile dolaylı olarak rehber seçiminde etkisini göstermektedir.

Halkın devlet sorumlularını seçmeleri İslami devletin olmazsa olmazlarındandır. İran İslam cumhuriyetinin kurucusu imam Humeyni (r.a)  bu hususta şöyle demektir: "Halk; güvenilir ve iş bilen kimseleri seçip, sorumlulukları ona verip, iş başına getirmekle yükümlüdür."[4] Başka bir konuşmasında buyuruyor: "Bize göre devleti idare edecek, bir memleketi yönetecek kimse halk tarafından seçilmelidir, bunun için de ülke çapında seçimler düzenlenmelidir."[5]

3- İslami Yöneticinin Halka Danışması.

İslam devletinde yöneticilik yapan kimse, alacağı kararlarda halka danışmalı ve onların görüşlerinden faydalanmalıdır. Elbette bu yüce Allah'ın ve masumların kesin olarak belirtmiş olduğu konuların dışındadır. Eğer Allah ve masumlar bir konu hakkında hüküm vermişlerse, her ne kadar halk istemese bile, yönetici ilahi hükmü uygulamakla görevlidir. Zira halk en başında İslami devletin kurulmasına izin vererek, ilahi hükümlerin icrasını da kabul etmiştir. Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:

"Dediniz ki yapılacak illerde size danışmalıyım. Öncelikle şunu bilin ki Allah'a yeminler olsun ben yönetmek ve hâkim olmaya hiç istekli değildim, sizler gelip beni başa geçirdiniz ben de sizin isteğinizi kabul etmediğim takdirde ümmetin ihtilafa düşeceğinden korktuğum için kabul ettim. Devlet işini benim sorumluluğumda olduğuna göre; yapacağım işlerde Allah'ın kitabı ve Peygamber'in sünnetine bakarım, kitap ve sünnet ne buyurursa onu yaparım bu durumda sizin görüşünüze ihtiyacım yoktur. Ama eğer bir işte Allah'ın kitabı ve Peygamber'in sünnetinde bir hüküm bulamazsam o zaman size danışır, görüşünüzü alırım."[6]

Görüldüğü gibi Hz. Ali (a.s)  o üstün makamı ve bilgisine rağmen ki defalarca, "Beni kaybetmeden ne soracaksanızsa sorun, ben bilirim"[7] diye buyurmuştur, fakat yine de devletin bazı işlerinde halkı danışmayı kabul etmektedir. Bu durumda doğal olarak masum olmayan yöneticiler, karşılaştıkları yeni meselelerde halka, bilirkişilere ve görüş sahiplerine danışmalıdırlar.

Yöneticilerin yapacakları işlerde çoğunluğun görüşüne göre hareket etmesi gerektiği, şuanda İslam inkılâbının anayasasının belirlemiş olduğu kesin kanunlardan biridir; öyle ki yürütme ve yargı; halkın çoğunluğunun oylarını alan İslami şura meclisinin almış olduğu kanunları uygulamakla yükümlüdür. Rehberin de alacağı kararlarda Nizamın Maslahatını Belirleme Kurulu ve rehberin danışmanları bu hususta önemli bir görevi ifa etmektedirler.

Sonuç itibariyle; halk seçmiş olduğu milletvekilleri ile kanunların konulması ve ülke idaresinin sağlanmasında faal bir rol oynamaktadır.

4- Kanunların Konulmasına İştirak Etmesi.

İslami devlette halk, milletvekillerini seçmekte ve milletvekilleri de kanun koymaktadır, dolayısıyla kanunların konulması ve onların devlet tarafından icrasında ortaktır. Aynı şekilde İslam inkılâbının anayasası tamamlandıktan sonra halkın referandumuna sunulmuş ve oyları alınmıştır.

5-Halkın Yöneticileri Denetlemesi.

Halk bilinçli ve uyanık bir şekilde sürekli olarak devlet idaresinde bulunan yöneticileri denetlemekte, sürekli onları kontrol etmekte ve yapılan yanlışları dile getirmektedir ki böylece inhiraflıkların önü alınmış olmaktadır.

İslam devletinde bulunan halk her zaman; ilahi hükümlerin uygulanıp uygulanmadığı, adaletin pratiğe döküldüğü, herkse eşit şekilde davranıldığı, halkın refahının sağlanılmayı amaç edinildiği, gurur ve kibirden uzak olunduğu, yöneticilerin kendilerini yetiştirip, Allah ve halk karşısında sorumlu olup olmadıklarını denetlemektir. Tek kelime ile halk bakar; yönetici Kuran ve sünnete göre hareket ediyor mu etmiyor mu? Bu denetleme ise değişik şekillerde gerçekleşmektedir, örneğin:

a) İyiliği emredip kötülükten sakındırmak: İslam dinin en önemli farzlarından biri de "emri maruf ve nehyi münker"dir. Dini öğretiler halkı bu farzı yerine getirmeye davet etmekte ve özellikle başta bulunan yöneticiler hakkında bunun uygulanmasını istemektedir.

Hz. Ali  (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Bütün iyi işler ve hatta Allah yolunda cihad bile, iyiliği emredip kötülükten sakındırma farzı karşısında okyanusta bir damla gibidir. Hiç şüphesiz iyiliği emredip kötülükten sakındırmak ne eceli yaklaştırır ve ne de rızkı azaltır, en güzeli ise; zalim yönetici karşısında hakkı söylemektir."[8]

Halk zalim yönetici karşısında hakkı haykırmalıdır, çünkü toplumun geneli yöneticiye bağlıdır ve eğer o kötü olacak olursa halk da kötü olmaya başlar, dolayısıyla onları uyarıp, düzeltmeye çalışmak çok önemlidir.

İmam Bakır  (a.s) buyuruyor: "Kim zalim bir yöneticinin yanına çıksa ve onu ilahi takvaya davet edip, nasihatte bulunup, takvasızlığının ne kötü sonucu olacağından korkutursa; yapılan bu amel bütün insanların ve cinlerin ameliyle aynı sevaptadır."[9]

İslam'a göre; halkın yöneticilerini denetleyip, yanlışlarına göz yummadan hakkı onlara söylemeleri o kadar önemlidir ki; yapılmadığı takdirde o toplum azabı hak etmiştir. Bu konu hakkında imam Ali  (a.s) şöyle buyurmaktadır:

"Yüce Allah hiçbir toplumu, bazılarının gizlide işlemiş oldukları günahlar dolayısıyla azaplandırmaz. Ama bazıları açıkça, aleni olarak günah işlese ve toplumun geneli de onlara itiraz etmese işte o zaman o toplumun hepsi yüce Allah'ın azabını hak etmiştir."[10]

b) Önderlere nasihat etmek: Hz. Ali (a.s), kendisi ile (imam) halk (ümmet) arasındaki karşılıklı hakkın ne olduğunu açıkladığı zaman şöyle buyurmuştur:

"Ey halk! Benim sizin üzerinizde sizin de benim üzerimde farz hak bulunmaktadır… Benim sizlere olan hakkım; bana etmiş olduğunuz biatte vefalı olun, sözünüzde durun ve aşikârda, gizlide bana nasihat edin…"[11]

Bu hadiste buyrulan "nasihat"tan maksat; imam hakkında iyi olanı istemektir. Yani halk samimiyetle ve toplumsal iyiliği isteyerek yapılan işlere denetleyici olmalıdır, bunun içinde hiçbir zorluktan ve birlikte çalışmadan geri durmamalıdır. Aynı şekilde, İran İslam Cumhuriyeti'nin anayasasında halkın yöneticileri denetlemesi hususuna değinilmiş ve şu şekilde beyan edilmiştir:

A: Direkt denetleme: Anayasanın birinci bölümü sekizinci maddesinde şöyle geçmektedir: "İran İslam Cumhuriyeti'nde; iyiliğe davet etmek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmak; herkesin birbirine karşı vazifesi, halkın devlete ve devletin de halka karşı görevidir…"

B: Dolaylı denetleme: Toplumun genişlemesi, işlerin çoğalması ve devlet çalışanlarının farklı alanlarda değişik görevlerde bulunmaları, halkın yöneticilerini direkt olarak denetlemesini kısıtlamaktadır. Bu yüzden daha farklı bir yöntem ile halkın dolaylı denetlemesi sağlanmaktadır. Halk kendilerini yönetmeleri için vekilleri seçmektedir bu vekillere vermiş olduğu bir diğer görev ise, denetleme görevidir.

İran İslam Cumhuriyeti'nin anayasanın birçok maddesinde, halkın değişik görev ve sorumluluklar için vekiller seçmesine değinmektedir. Ayrıca şu denetleme mekanizmaları ve yönetim kurullarını da belirlemektedir:

1.İslami şura meclisi için seçilen milletvekillerinin en önemi görevi olan kanun koyuculuğun yanı sıra, şu görevleri de bulunmaktadır: ülkenin tüm işlerini iyice araştırmak, vekiller hakkında gensoru önergesinde bulunmak, halkın şikâyetlerini incelemek.[12]

2. Devletin idaresi için cumhurbaşkanını seçmek, ülke idaresini denetlemek, her bir bakanın yaptığı işleri ve aldığı kararları incelemek.[13]

3. Uzmanlar Meclisi vekillerini seçmek ki bu vekillerin en önemli görevlerin başında; rehberi seçmek ve rehberi denetlemektir.[14]

4. Köy, kasaba, ilçe ve illerde kanunların kendileri için belirlemiş olduğu görevleri yerine getirmek üzere; İslami şuraları seçmek.[15]

C: Halkın yöneticileri denetlemedeki diğer yollar:

1.siyasi partiler ve kültürel örgütler.[16]

2.basın ve yayın kuruluşları, gazete ve televizyonlar.[17]

3. Toplantılar ve yürüyüşler.[18]

6-Halkın Devleti Destekleyip, Yanında Yer Almadaki Rolü.

İslami devlet nasıl ki ilk kuruluş aşamasında halkın genelinin biati ve çoğunluğun oyunu alması gerekiyorsa aynı şekilde devletin bekası ve idamesi için de halkın desteğini almak zorundadır. Ancak halkın destek vermesi ve devletin yanında yer almasıyla iç ve dış düşmanların karşısında durulabilir. Hz. Ali  (a.s) buna, Maliki Eşter'i Mısır valisi olarak tayin ettiği zaman buyurmuş olduğu emirnamede, özellikle toplumun zahmet çeken halkına güvenmesi, onların desteğini alması gerektiğini vurgulayıp, sadece zenginlere güvenmemesi gerektiğini bildirmiştir. Önemli olan birinci grubu razı ve hoşnut etmektir, ikinci grubu değil.[19]

İmam Humeyni (r.a)  de bu hususta şunları söylemektedir: "Halk devletin arkasında olmalıdır, halkın desteğini almayan devlet yenilmeye mahkûmdur."[20] Başka bir konuşmasında buyuruyor: "Her halükarda halka muhtacız, yani İslam cumhuriyeti sonuna kadar halkı istemektedir. İslam cumhuriyetini kuran halktır ve yine sonuna kadar devam ettirecek olan da halktır."[21]

7-İslam Devleti Halka Hizmet İçin Vardır.

İslam'a göre kurulan İslam devletinin en önemli görevleri şunlardır: İlahi hükümleri uygulamak, toplumsal düzeni sağlamak, iç ve dış emniyeti sağlamak, toplumun refah seviyesini yükseltmek, zulüm ve adaletsizliği yok edip adaleti hâkim kılmak.

İslam ve masumlara göre hâkimiyet sadece; ezilmiş halkları ezilmişlikten kurtarıp, onlara haklarını geri verip, zayıf ve mahrumlara yardım ettiği sürece değerlidir. Velhasıl, idarecinin en önemli hedefi Allah'ın zayıf kullarını maddi ve manevi yönden güçlü kılmaktır.

İmam Ali (a.s)  Maliki Eşter'e yazmış olduğu mektupta şöyle buyuruyor: "Halka merhametle muameleyi kendine âdet et; onları sevmeyi, onlara lütfetmeyi huy edin. Onlara karşı yiyeceklerini, içeceklerini ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme. Çünkü halk iki sınıftır: Bir kısmı dinde kardeştir sana, öbür kısmı yaratılışta eştir sana."[22]

İmam Humeyni (r.a) de imam Ali'nin  (a.s) yolunu ve düşüncelerini takip ederek, İslam devletinin en önemli görevini şu şekilde beyan etmektedir: "İslami devlette devlet halkın hizmetçisi olmak zorundadır. Başbakan dahi eğer bir hata yapacak olsa halk onu mahkemeye verebilmeli ve suçu sabit olduktan sonra cezalandırılmalıdır."[23]

Bunlar İslam'ın belirlemiş olduğu halkın devlet karşısında ve devletin de halk karşısındaki sorumluluk ve haklarından bazılarıdır.

Daha fazla bilgi için aşağıdaki kitaplara müracaat edebilirisiniz:

1.Hukuku İslami Ve Nehadhayi Siyasi, Ebulfezl Gazi.

2. Hukuku İnsani, Alihani.

3.Nezaret Ve Nehadhayi Nezarti, Muhsin Erdekani.

4. Hukuku Esasi-i Cumhuri-i İslami-i İran, Seyit Muhammed Haşimi.

5. Kanun-i Esasi-i Cumhuri-i İslami-i İran.

6. Cayigahı Merdum Der Nizamı İslami Ez Didgahı İmam Humeyni, Müessesei Tenzim Ve Neşri Asarı İmam Humeyni.

7. Hukumeti İslami Dergisi, Debirhanei Meclisi Hubrigan, yıl.2,sayı:4.s:134.



[1] Hadid: 25.

[2] Nehc'ül Belağa, Hutbe: 3.

[3] Cayigahı Merdum Der Nizamı İslami Ez Didgahı İmam Humeyni, S:9.Müessesei Tenzim Ve Neşri Asarı İmam Humeyni.

[4] Aynı, s: 10.

[5] Aynı, s: 11.

[6] Şeyh Tusi, Amali, s: 31.

[7] Nehc'ül Belağa, Hutbe: 189.

[8] Nehc'ül Belağa, Hikmet: 374.

[9] Vesail'uş Şia, c: 12,Bab: 3,Emrimaruf Nehyi Münker Babı, Hadis: 11.

[10] Aynı, Hadis: 1.

[11] Nehc'ül Belağa, Hutbe: 34.

[12] İran İslam Cumhuriyeti Anayasası, Madde: 62, 76, 88, 79, 90.

[13] Aynı, Madde: 134.

[14] Aynı, Madde: 107.

[15] Aynı, Madde: 100.

[16] Aynı, Madde: 126.

[17] Aynı, Madde: 124.

[18] Aynı, Madde: 127.

[19] Nehc'ül Belağa, Mektup: 53.

[20] Cayigahı Merdum Der Nizamı İslami Ez Didgahı İmam Humeyni, s: 162.Müessesei Tenzim Ve Neşri Asarı İmam Humeyni.

[21] Cayigahı Merdum Der Nizamı İslami Ez Didgahı İmam Humeyni, s: 166.Müessesei Tenzim Ve Neşri Asarı İmam Humeyni.

[22] Nehc'ül Belağa, Mektup: 53.

[23] Cayigahı Merdum Der Nizamı İslami Ez Didgahı İmam Humeyni, s: 50.Müessesei Tenzim Ve Neşri Asarı İmam Humeyni.

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • Kur'an'da geçen "salat" kavramından maksat nedir?
    64080 Tefsir
    "Salat" kelimesi çeşitli anlamlarda kullanılır, bu cümleden olmak üzere Müslümanların yerine getirdikleri özel ibadet, ibadet yeri ve dua sayılabilir. Bu da salat sözcüğünün Yüce Allah veya Müslümanlarca değişik manalara atanmasından kaynaklanmıştır.Kur'an'da yer alan ayetlere baktığımızda eğer "salat" veya "salavat" sözcüğü Allah hakkında kullanılırsa rahmet göndermek anlamındadır, namaz kılmak ...
  • Namahremle tokalaşmanın, dokunmanın ve hicapsızlığın cezası nedir?
    7066 Bazı Hükümler
    Dini kaynaklarımızda soruda gelen günahlar için bazı cezalar ön görülmüştür. Örnek olarak bazılarına değiniyoruz: a) Namahremle tokalaşmak: Resulullah (s.a.a) bu konuda şöyle buyuruyorlar: 1- ‘Namahremle tokalaşan kimse, kıyamet günü zincire vurulmuş olarak haşredilecek sonra cehenneme gönderilmesi için emir verilecek.’[1]
  • Evlatlarımızın ibadetlere ilgi duymasını nasıl takviye edebiliriz?
    5033 Pratik Ahlak
    Dinsel farzları yerine getirmeye yöneltmek ve teşvik etmek için ilk önce bireylerin düşünsel altyapılarını incelemek ve onları ıslah ve takviye etmeye çalışmak gerekir. Bireyin Allah, varlık âlemi, insan, ahret vb. konulardaki görüş ve inancı onun iman, farzları yerine getirmeye bağlılık, davranış ve hareketlerine yönelik direkt bir ...
  • Hangi imamın başka imamlardan farklı kendine özgü özellikleri vardır?
    5167 Masumların Siresi
    Dini öğretilerimize göre Masum İmamların varlıkları iki yönlüdür. Biri nurani varlıkları, diğeri maddi varlıklarıdır. Nur varlıkları açısından onların hepsinin nuru birdir. Ama maddi ve cismi varlıkları açısından zaman ve mekan şartlarına göre her birinin kendine has özellikleri vardır. Örneğin İmam Ali cesarette ve hitapta, İmam Hüseyin cihad ve ...
  • Niçin Kabil Habil’i Öldürdü?
    31003 Diraytü’l-Hadis (Hadis Etidü)
    Kur’an ayetlerinden anlaşıldığı kadarıyla Habil’in kardeşi Kabil tarafından öldürülmesinin sebebi Kabil’in ruhuna kök salmış ve onun varlığına egemen olmuş haset (kıskançlık) vasfıdır. İşte bu kötü sıfata sahip oluşu onu kardeşini haksız yere öldürmeye sevk etmiştir. ...
  • Kıbleyi nasıl bulabiliriz?
    4013 Hukuk ve Şer’I Hükümler
    Kıbleyi bulmak için bir takım yollar vardır ve onlardan bazıları şunlardır: 1. Hissel göstergelerden yola çıkarak tanıklık eden iki adil tanığın tanıklığı.2. Bilimsel kaidelerle (gökbilim vb.) kıbleyi bilen ve güvenilir olan bir şahsın belirtmesi.3. Müslümanların ...
  • Kerbela’da İmam Hüseyin’in (a.s) atının başından neler geçti?
    9873 تاريخ بزرگان
    Maktel yazarları Hz. Seyyidi’ş-Şüheda’nın atı (Zülcenah) hakkında geniş bilgi vermemişlerdir. Onların çoğunda şöyle yazılıdır: İmam Hüseyin’in (a.s) atı, Onun şehadetinden sonra, yelesini İmamın (a.s) pak kanına teberrük ettikten sonra kişneyerek çadırlara gitti. Harem ehli Zülcenah’ın sesini duyunca çadırlardan dışarı çıktılar. Onun üstünde Seyyidi’ş-Şüheda’nın olmadığını görünce İmamın (a.s) ...
  • Sizin görüşünüze göre Müslüman bir birey velayet-i fakihi kabul etmeyebilir mi?
    4161 Eski Kelam İlmi
    Bazı büyük Şii fakihlerinin belirttiği üzere, velayet-i fakih esası, Şia fakihlerinin tümüne yakın ekseriyetince üzerinde ittifak edilen veya en azından kabul edilen görüşlerdendir.[i] Genellikle son asır ile ilgili olan ihtilafların geneli, veliyy-i fakihin yetkileri ve bunun ispatı hakkındadır. İmam ...
  • Bütün peygamberlerin kitabı var mıydı? Vardıysa Hz. Nuh’un kitabının adı nedir?
    15472 Eski Kelam İlmi
    Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde Hz. Nuh’un kitabının olduğuna dair bir şey gelmemiştir. Ama ‘Andolsun ki biz, peygamberlerimizi, apaçık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla beraber kitap ve terazi de indirdik...’ ayetinden bütün peygamberlerin kitap sahibi olduğu anlaşılsa da bazı rivayetlerde bu ayet değişik şekillerde ...
  • Ahit duası senet ve metin olarak teyit edilir özellikte midir?
    7927 Varie
    Gıyap döneminde okunan ve derin bir içeriği bulunan dualardan birisi Ahit Duasıdır. Bu duayı Allame Meclisi Biharu’l-Envar’da üç bölümde aktarmış ve bunun iki bölümünün senedini de belirtmiştir. Her ne kadar Ahit Duasının çoğu ravileri Şia’nın büyük şahsiyetleri ve fakihlerinden sayılsa da onlar arasında açık bir duruma sahip ...

En Çok Okunanlar