Gelişmiş Arama
Ziyaret
9658
Güncellenme Tarihi: 2010/05/04
Soru Özeti
Ehl-i Sünnetin Şia olabilmesi için nasıl bir akideye sahip olmaları gerekir?
Soru
Ehl-i Sünnet, kendilerinde ne gibi değişimler yapmalı ve nasıl bir akideye sahip olmalılar ki Şia olabilsinler?
Kısa Cevap

Şia ile Ehl-i Sünnet, itikat ve dinin füru’unda müşterek yönleri çok olan mezheplerdendir. Bazı yönlerden ise farklılıklar vardır. Şia ile Ehl-i Sünnet’in arasındaki asıl fark Resulullah’ın (s.a.a) Ehl-i Beyt’inin (a.s) velayet ve imamet meselesine bakış açıları ve inançlarıdır. Ehl-i Sünnet’in Şia olabilmesi için Resul-ü Ekrem’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’inin (a.s) velayet ve imamet meselesine olan inançlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Çünkü Şia, Masum İmam (a.s) için, peygamberlik ve vahiy meselesi dışında Peygamberin (s.a.a) bütün yetki ve işlerine sahip olduğuna inanmaktadır. Masum İmam’ın (a.s), Allah tarafından seçildiğine, dini mercii (dinin açıklayıcısı, koruyucusu ve Kur’an’ın ayetlerinin müfessiri), Allah’ın istediği yerlerde tekvini velayete ve alemde tasarruf kudretine sahip olduğuna, siyasi mercî, toplumsal konularda en üstün rehber, yargı makamına sahip ve en bilgin kimse olarak kabul etmekte ve Ona tam itaati kendisine vacip bilmektedir. Ama ne yazık ki başka mezheplere mensup olanların inançları böyle değildir. Ehl-i Beyt ve Masum İmamlara (a.s) karşı yalnız onları sevmek ve güvenilir olduklarını kabul etmekle yetinmekteler.

 

Halbuki, ‘İmam ve Ehl-i Beyt’e sevgi beslemenin yanında tam bir itaatin gerekliliği de Ehl-i Sünnet kardeşlerin kabul ettiği rivayetlerin öğretilerindendir.

 

İşte Şii ile Sünni’nin ayrıldığı temel nokta budur. Yani Şia ve Ehl-i Sünnetin arasındaki fark onların imamet meselesine olan bakış açılarından kaynaklanmaktadır.

Ayrıntılı Cevap

Şia ile başka mezhepler arasındaki asıl fark Resulullahın (s.a.a) Ehl-i Beyt’inin (a.s) velayet ve imamet meselesine bakışları ve inançlarından kaynaklanmaktadır. Burada Şia’nın imamet meselesi hakkındaki inançlarına işaret ediyoruz:

 

1- Şia, isimleri Peygamber Efendimizin (s.a.a) hadislerinde gelen[1] On iki imamı (a.s) her türlü hata, günah ve unutkanlıktan masum olarak kabul etmektedir.  

 

2- Şia, Masum İmam (a.s) için, vahiy ve peygamberlik dışında Peygamberin (s.a.a) bütün yetki ve işlerine sahip olduğuna inanmaktadır.

 

3- Şia, Masum İmam’ın (a.s), dini mercii (dinin açıklayıcısı, koruyucusu ve Kur’an’ın ayetlerinin müfessiri) olduğuna inanmaktadır.

 

4- Şia Masum İmam’ın (a.s), Allah’ın izni ile ve imametlerini ispat etmek için tekvini velayete ve alemdeki olaylara tasarruf etme kudretine sahip olduğuna inanmaktadır.

 

5- Şia, Masum İmam’ın (a.s), siyasi mercî, toplumsal konularda en üstün rehber, yargı makamına sahip olduğuna inanmakta ve Ona tam itaati kendisine vacip bilmektedir.

 

6- Şia, Masum İmamı (a.s), ilmi konularda en bilgin kimse olarak kabul etmektedir.

 

Ama maalesef diğer mezhepler ve bu cümleden Maliki, Şafii, Hanbeli ve Hanefi böyle bir inanca sahip değiller, Ehl-i Beyt ve Masum İmamlara (a.s) karşı yalnızca Onları sevmek ve güvenilir olduklarını kabullenmekle yetinmekteler.

 

7- Teşeyü’nün özelliklerinden ve İslam’a göre de çok önemli olan konulardan biri İmam Ali’ye (a.s) ve diğer Ehl-i Beyt (a.s) imamlarına tam bir itaatkarlık içinde olunmasıdır. Ehl-i Sünnet kaynaklı bir çok rivayette de geldiği gibi Allah’ın, insanların amellerini kabulünde ki şart ve ölçüsü Emir-ül Müminin Ali b. Ebi Talib’in (a.s) velayetini kabul etmektir.[2]

 

8- Şia, imameti İlahi bir iş ve bütün Masum İmamların (a.s) Allah tarafından atandığına inanır. Resul-ü Ekrem (s.a.a) buyuruyor: ‘Benden sonra on iki İmam gelecektir’ Bir çok hadiste de bu on iki İmam’ın isimlerini açıklamış ve bunların ilki Hz. Ali olduğunu buyurmuştur. Yine mutevatir olan Gadir-i Hum hadisinde Hz. Ali’yi müminlerin mevlası olarak tanıtmıştır. Ve diğer bir mutevatir hadis de Kur’an ve Ehl-Beyt’i kendisinden sonraki Müslümanların bağlanmaları gereken iki emanet olarak tanıtmıştır.[3]

 

Peki Hz. Ali’nin (a.s) velayetinden kasıt nedir? Kur’an-ı Kerim’de Hz. Ali’nin (a.s) velayetinin şanında gelen ayetlerin kullanım alanlarının neler olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Kur’an buyuruyor: ‘Şüphesiz sizin veliniz, yalnızca Allah, Resulü ve namazı hakkıyla yerine getiren ve rükû halinde zekat veren müminlerdir.’[4]

 

‘Veli’ kelimesi ayette dost veya yardımcı manasında kullanılmamıştır. Zira dostluk ve başkasına yardımcı olmak yalnızca namaz kılıp rüku halinde zekat verenlere mahsus değildir. Aksine genel bir hükümdür. Yani bütün Müslümanları içine almaktadır. Müslümanlar birbirlerini sevmeli ve birbirlerine yardım etmeliler, hatta kendilerine zekat vacip olmayanlar bile. Çünkü onların bir şeyleri yok ki, rüku halinde zekat versinler. Bununla birlikte onlarda birbirlerini sevip yardımcı olmak zorundalar.

 

Bundan anlaşılıyor ki, ayette geçen ‘veli’den kasıt idarecilik, tasarruf hakkı, maddi ve manevi rehberliktir. Özelliklede bu velayet Allah’ın ve Peygamberinin velayetiyle aynı sırada zikredilmiş ve üçü de bir cümleyle ifade edilmiştir. Çeşitli İslami kitaplarda ve Ehl-i Sünnet kaynaklarında bu ayetin Hz. Ali’nin (a.s) hakkında nazil olduğu rivayet edilmiştir. Onların bazılarında rüku halinde yüzüğün bağışlanmasına işaret edilmiş, bazılarında edilmemiş, yalnızca ayetin Hz.Ali’nin (a.s) hakkında nazil olduğuna yetinilmiştir.[5]

 

Şianın bakışıyla imamet ve rehberliğe bakan kimse dini mesele, hükümlerinin herkesten almaz, Kur’an ve Ehl-i Beyt İmamlarından ve onlara dayalı olan kaynaklardan alır yönetim hakkının sıradan bir kişiye değil sadece Ehl-i Beyt İmamlarına hak bilir ve onlardan itaat eder.

 

Bütün İslami mezheplerde Hz.Ali’ye (a.s) ve Onun evlatlarına saygı ve sevgi vardır. Ama Kur’an’ın ve Peygamberin (s.a.a) nazara aldığı velayetin tam manası yalnızca on iki imam Caferi şialarında tezahür etmektedir. Her Müslüman ise Kur’an ve Peygamberin (s.a.a) sünnetine en yakın mektebi seçmekle görevlidir. Ehl-i Sünet’te aynı akideyi paylaşırsa yani Kur’an ve hadislerin buyurdukları şekilde Masum İmamların (a.s) her yönlü velayetini ve dini, siyasi, ilmi vs. merciliklerini kabul ederse o zaman Peygamber’in bıraktığı iki emanet sayesinde birlik sağlanır ve kurtuluş gemisi olan Ehl-i Beyt sayesinde bölünmeler ortadan kalkar.

 

Tarihte bazı Müslümanların cebr, kadercilik, tefvizcilik,[6] mücessime vb. fırkalara bölündüğünü görüyorsak bunun nedeni onların Masum İmamlardan uzak kalmalarından dolayıdır. Böyle olmasaydı yanlış inançlar Müslümanların içinde baş göstermez, bu şekilde ayrılığa ve aykırılığa düşmezlerdi.

 

Binaenaleyh bir kimse, Şia’daki imamet konusundaki akaid ve görüşleri kabullenip inanç ve amellerinde bunu gösterirse o da Ehl-i Beyt’in takipçisi yani Şia olur.

 

Daha fazla bilgi için Prof. Hanry Corbin’in Allame Tabatabai ile yaptığı yazışma ve müzakerelere ve Soru-Cevap’ın 1000. sayısına başvurulabilir.



[1] - Biharu’l-Envar, c.36, s.362

[2] - Menakıb-i Harezmi, s.19 ve 252

[3] - a.g.e. s.19 ve 212; Kifayetu’t-Talib (Genci-i Şafii), s.214

[4] - Maide/55

[5] - Tefsir-i Nümune, c.4, s.424-425

[6] - İslam’ın ilk dönemlerinde Ehl-i Beyt’e bağlı olmayan kesim arasında insanın fiilleri hakkında iki meşhur görüş hakimdi. Biri insan fiilinin Allah’ın tartışılmaz iradesine bağlı olduğu için insanı amellerinde mecbur biliyor ve insanın iradesinin herhangi bir değerinin olmadığını inanır (cebir inancı), diğeri ise insanı amelinde özgür bilir ve Allah’ın hiçbir şekilde insanın yaptığı işlerde etkili olmadığını savunurlardı. (tefviz inancı veya kadercilik) Ehl-i Beyt’inin (a.s) öğretisinde insanın amelinde irade sahibi olduğu, ama müstakil olmadığıdır. Allah, amelin iradeyle gerçekleşmesini istemiştir. (Şia Der İslam (Seyyid Muhammed Hüseyin Tabatabai (1348)), s.79; bu alanda faydalanılabilecek diğer kitaplar şunlardır: İnsan Şinasi (Mahmud Recebi), 5. ve 6. Fasıl, Müessese-i Amuzeşi ve Pejuheşi-i İmam Humeyni yayınları; Amuzeş-i Felsefe (Üstad Misbah Yezdi) c.2, 69. Ders, Sazman-ı Tebliğat-ı İslami yayınları; Adl-i İlahi (Murteza Mutahhari), İntaşarat-ı İslami)

Diğer Dillerde Soru Tercümesi
Yorumlar
yorum Sayısı 0
Lütfen soruyu doğru giriniz
örnek : Yourname@YourDomain.com
Lütfen soruyu doğru giriniz
Lütfen soruyu doğru giriniz

Konusal Sınıflandırma

Rastgele Sorular

  • "Eck" tarikatı nasıl bir tarikat ve maksadı nedir? Böyleli bir tarikatin hak olması mümkün müdür?
    8294 Teorik İrfan
    Bu fırkanın ismi Eckankar'dir. Pual Tvyychl 1965 yılında bu fırkanın temelini attı. Onun ortaya attığı öğretilerin kaynağında şek edildi. Ancak  kendisi ortaya attığı öğretilerin kaynağı şühut ve sezgi olduğunu ve "Eck ustadları serisi"nden,  canlı ustd unvanıyla elde ettğini iddia etti. Ana ...
  • Fatime isminin anlamı nedir? Niçin Peygamber (s.a.a) tek kızı için bu ismi seçmiştir?
    88193 Masumların Siresi
     İlk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki bütün isimlerin özel bir anlam taşıması ve o ismi taşıyan kişinin kişiliğini göstermesi gerekmez, sadece ismin şirki andıran ve değerlere tersi düşen bir anlam taşımaması yeterlidir.Ancak gayp aleminden gelen Hz. Fatime (a.s) gibi Allah'ın velilerinin ...
  • Âlimlerin kendini Ayetullah ve Hüccetü’l-İslam unvanlarıyla tanıtması tekebbür değil midir?
    3885 Pratik Ahlak
    Tevazu, insanın gelişmesine neden olan çok beğenilen sıfatlardan biridir. Bunun mukabilinde tekebbür ve kendini büyük görme ise çok çirkin ve kötüdür. Tekebbür, insanın kendisini başkaları karşısında olduğundan daha çok ve büyük göstermesidir. Bu nedenle, eğer insan kendini gerçekte olduğu gibi tanıtırsa, tekebbür etmemiş ve sadece tevazuu terk etmiş olur. ...
  • Spor müsabakalarında şarta girmek hakkında İslam’ın hükmü nedir?
    3862 Hukuk ve Şer’I Hükümler
    Müsabaka tarafları her kim mağlup olursa galip tarafa bir şey vermeli veya onun için bir iş yapmalıdır diye bir karar alırlarsa, bu anlamıyla müsabakada şarta girmek haramdır. Aynı şekilde taraftarların birbirleriyle şarta girmesi de haramdır. Elbette bu haram hüküm at yarışı ve ok atma müsabakalarına katılanlar ...
  • Neden Muhammed b. Hanefiye kerbela kıyamında imam Hüseyin’e yardım etmedi? Acaba onun hakkındaki şu iddia “O imamet iddiasında bulundu” doğru mudur?
    14963 اهل بیت و یاران
    Muhammed b. Hanefiye’nin imansal ve ahlaki faziletleri ve onun şahsiyeti hakkında kazavet ve hüküm vermek -tarih boyunca bu şahsiyetin kişiliği ve konumu hakkında yapılan tahrifleri dikkate aldığımızda- gerçekten çok zordur. Ama araştırmalar ve tahkikler yaparak tarihsel kaynaklarda dağınık ve parakende olan şahit ve karinelerden yararlanark bu şahısın ...
  • Mü’minun Suresinin 101. Ayeti ile Saffat surenin 27 ve 50. ayetleri arasında var olan çelişkiyi nasıl bertaraf ediyorsunuz?
    5530 معاد و قیامت
    Genel anlamda kuranı kerim ayetleri arasında ve özel anlamda soruda zikredilen ayetler arasında çelişki ve tezat bulunmamaktadır. Zira “o günde hiç kimse başka bir kimseden sual etmez ve yârdim dilemez” şeklindeki ayetler, dirilmenin ilk merhalesine işaret etmektedir. Bu da o günün çok dehşetli bir gün ve o ...
  • Kafi’deki sahih hadislerin sayısı, ondaki hadislerin beşte biri kadar mıdır?
    7993 Ricalu’l-Hadis (Ravilerin İncelenmesi)
    Muteber hadislerin sayısını söyleyen bu grup alimler konuya Rical ilmi ıstılahları açısından baktıklarından, fıkhi ve istidlali konulara sınırlama getirmek gibi bir amaçları yoktur. Çünkü onlara ve günümüzdeki araştırmacılarına göre hadisin itibarının ölçüsü, bir tek ravinin güvenilir olması değildir. Ölçü daha geniştir ve rivayete güven doğuracak her şey ölçü ...
  • Evrendeki boylamsal silsileyi açıklar mısınız?
    4183 İslam Felsefesi
    Meşa, İşrak ve Aşkın Hikmet ekolü taraftarı dâhil tüm ilahî bilgeler “bir kaidesi” esasınca şöyle demektedir: Yüce Allah yalın ve birdir. Hakeza bir cihete sahiptir. Bu nedenle yaratılış evreni ve birçok sonucun bir ve yalın olan ilahî zattan sadır olması muhaldir. Bundan dolayı bilgeler akıllar ...
  • Neden Peygamberin şahsiyeti güç kazandığında değişmektedir?
    4475 Masumların Siresi
    Her ne kadar bu iddiaya yönelik bir delil belirtilmemişse de her davranış değişikliğinin şahsiyet değişiminin göstergesi olmadığını bilmemiz gerekmektedir. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) değişik durumlarda içinde bulunduğu zaman, mekân ve konum gereği zahirde farklı davranışlarda bulunmuş olabilir, ama bunların hiçbirini onun şahsiyetindeki farklılığa isnat edemeyiz. Bunun birçok ...
  • Ahmet ismi İncil’in neresinde gelmiştir?
    14285 Eski Kelam İlmi
    Bu konuda dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur: Kur’an, İncil’de İslam Peygamber’inin (s.a.a) müjdeleyici olduğunu söylüyorsa, tahrif edilmiş İncil’i değil, Hz. İsa’nın (a.s) getirdiği incili kastetmektedir. Elbette tahrif edilmiş hali hazırdaki İncil’de de, bu meseleye işaret edilmesi dikkate değer bir konudur.Hz. Mesih (a.s), “Farkilit”ın geleceği müjdesini vermişti. Bu kelime ...

En Çok Okunanlar